Ana içeriğe atla

Kayıtlar

şizoanaliz etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Anti-Ödip - Ulus Baker

Gilles Deleuze ile Félix Guattari’nin birlikte kaleme aldıkları eserlerin içkin süreklilikleri, son eserleri Qu’est-ce que la philosophie’de (Felsefe Nedir?) bazı sırlarını açığa vurmuştu: Buna göre, felsefe (kendi giriştikleri iş) “kavramlar”, bilim “işlevler”, sanat ise “algılanımlar ve duygulanımlar” üretimiydi. Buradaki “üretim” sözcüğünü çekip aldığımızda, geriye yönelik olarak, onların “psikanaliz kültürü”ne yönelttikleri yoğun ve çarpıcı eleştirilerinin (özellikle Kapitalizm ve Şizofreni’nin gövdesini ikiye bölen L’Anti-Oedipe ile Mille Plateaux’dan bahsediyoruz) temellendirilmesi ve anlaşılması kolaylaşacaktır. L’Anti-Oedipe “üretim”i ana eksene koyarak başlamıştı. “Arzulu üretim” (production désirante)neden bir şizofrenin “gezintisi”nde, bir çocuğun mezarlığın önünden geçerken korkudan ıslık çalışında, ya da dilin cismanî varlıklar üzerinde ürettiği, psikanalizin “fantazma” diyerek bir kenara, yüzeye terkettiği dönüşümlerde bulunmasın? Üretimden bahsedince herkesin aklı...

Kapitalizm ve Şizofreni - Gilles Deleuze & Felix Guattari

Vittorio Marchetti: Anti-Oedipus adlı kitabınızın alt başlığı Kapitalizm ve Şizofreni. Niçin? Sizin çıkış noktasını oluşturan temel fikirler nelerdi? Boy With Machine - Richard Lindner Gilles Deleuze: Belki temel fikir şudur: bilinçdışı “üretici”dir. Onun üretici olduğunu söylerken, artık onu, şimdiye kadar olduğu gibi, içinde özel bir dramanın, Oedipus dramasının oynandığı bir tiyatro olarak görmekten vazgeçmenin gerektiğini anlatmak istiyoruz. Bilinçdışının bir tiyatro değil, fakat bir fabrika olduğuna inanıyoruz. Bu konuda Artaud çok hoş bir şey söylemişti. Vücut, özellikle de hasta vücut aşırı ısınmış bir fabrikadır demişti. Hiçbir şekilde bir tiyatro değil. Bilinçdışı üretir derken, onun başka mekanizmalar üreten bir tür mekanizma olduğunu anlatmak istiyoruz. Yani, bize göre, bilinçdışının teatral bir takdimle ilişkisi yoktur. Biz onu daha çok “arzulayan makineler” olarak tanımlıyoruz. Tabii, “mekanizma” sözcüğünü de açıklamak gerekir. Biyolojideki mekanistik kuram a...

Kapitalizm ve Arzu: Deleuze ve Guattari ile Anti-Ödipus Üzerine Bir Söyleşi

[ Anti-Ödipus 'un Türkçe'ye çevrilmesi münasebetiyle, Deleuze ve Guattari ile yapılmış ikinci bir söyleşiyi daha aktarıyoruz. İyi okumalar] Yazıdaki illüstrasyonlar Fernando Vicente 'ye aittir. Actuel: Kapitalizmi tanımlarken “kapitalist sistemin çılgınlığını, ve onun akılcılığının patalojik karakterini (tali ve sapkın bir akılcılığın değil, o makine çalıştığı sürece varolan onun hakiki akılcılığının patalojisini) dışa vurmayan en küçük bir işlemin, en ufak bir sınai ve mali mekanizmanın bile bulunmadığını” söylemiştiniz. Delice işleyen bu makinenin tehlikesinin olmadığını, zaten onun başından itibaren, başlangıcı itibariyle çılgınca olduğunu ve akılcılığının da bu çılgınlıktan çıktığını ilave etmiştiniz. Bununla, bu “anormal” toplumdan sonra gelen veya onun dışında bulunan “normal” bir toplum olduğunu mu kast ediyorsunuz ? Gilles Deleuze: Biz “normal” ya da “anormal” gibi terimleri kullanmıyoruz. Her toplum aynı zamanda hem normal hem de anormaldir. Me...

Anti-Ödipus Kitabı Üzerine Bir Görüşme - Gilles Deleuze & Felix Guattari

[Kavram ve Duyum olarak Anti-Ödipus 'un 40 yıl sonra gerçekleşen(!) Türkçe çevirisini yoğun bir emekle gerçekleştiren çevirmenlere teşekkür ediyoruz. Nihayet, entelektüel piyasanın doksazoflarının elinde, banka bianellerinde harcayıp durdukları bir devrimci tavrın kitabının, belki de en çok hitap etmesi gereken "sahadaki" devrimcilere, dünyayı değiştirmek için sokakları dolduranlara ve yeni dünyalarında eski dünyanın hiç bir kalıntısını istemeyenlere ulaşmasını coşkuyla selamlıyoruz!] SORU : Biriniz psikanalistsiniz diğeriniz filozof. Aslında kitabınız hem psikanalizden hem de felsefeden bir tür feragat olarak görülebilir. Siz başka bir şeyi gündeme getirdiniz : şizo-analiz. Bu işe girişirken ne düşünmüştünüz ve bu girişim sizlerde hangi dönüşümleri meydana getirdi? Anti-Ödipus Gilles Deleuze : Küçük kızlar gibi şart kipiyle konuşmak gerekecek: biz birbirimizle karşılaşacaktık ve bu iş olacaktı falan.. Felix’le karşılaşalı iki buçuk yıl kadar oluyor. Onun beni...

Faşist Olmayan ya da An(arşik) Bir Yaşam Biçimine Doğru

Godard’ın ‘’Alphaville’’ filminde, şiddetin ve Devlet’in baskısının göstergeleri daireseldir (Örneğin  polis arabasındaki amblem)*. Aksine özgürlüğün ve kaçışın (bir kaçış çizgisindeki gibi) göstergeleri çizgiseldir. Çünkü an(arşi) kendisini çizgisel düzeyde gösterir…  uçuş/kaçış düzeyinde… atomaltı düzeyde. Bununla birlikte daire kapalı geometrik bir figürdür ve dolayısıyla bir baskı ve zulüm sembolüdür(hatta bazen bunların aracıdır) : sınır ve limitler ile göndergeselliğin sembolüdür. Dolyısıyla an(arşist)  kendi hayatına evrensel bir Gönderge’ye göre-katı bir şekilde bölümlenmiş sınırlar ve bölgeselliklere göre – yön vermeyen kişidir. Aksine aktif bir biçimde her sabah kendi dünyasını yeniden yaratan kişidir. Eldridge Cleaver, Buz üzerindeki Ruh ’u (Soul on Ice) yazarken hayatında artık kendi üstünde gördüğü kimsenin bilgisine güvenmediği bir noktaya geldiğini söyler. ‘’Düşündüm ki’’ der, kendi cehalet ufkumun ötesinde sözbirliği mevcuttu. Her ne kadar evrend...