Gilles Deleuze, vaktiyle, felsefeyi bırakarak ömrünün geri kalanında sanatla, edebiyatla ve sinemayla ilgilenmek istediğini söylemişti - ama bir filozof olarak. Deleuze'dan farklı olarak Baudrillard'ın felsefeyi terk etmek için çaba harcamasına hiç gerek kalmadı: Oraya hiç girmemişti ki. Zaten hiçbir zaman oraya, veya herhangi bir yere ait olmamıştı. Sanat alanına da filozof olarak değil, Deleuze'ün kastettiği anlamda bir hain olarak girdi ve kendi yolunu kendi keşfetti. (Sylvére Lotringer)
![]() |
Andy Warhol, Marilyn, 1967 |
Bu, bir bakıma, imkansız bir takasında basitleştirilmiş estetik formu.
Öyle ki, onun hakkını en iyi verecek söylem, söyleyecek hiçbir şeyi olmayan bir söylem olabilir. Nesne olmayan bir nesnenin eşdeğeri.
Ama nesne olmayan bir nesne kesinlikle bir hiç değildir; içkinliğiyle, boş ve gayri maddi mevcudiyetiyle insana durmadan musallat olan bir nesnedir. Bütün mesele, bu hiçliği hiçliğin sınırlarında maddileştirmek, boşluğun sınırlarında boşluğun filigranını takip etmek, kayıtsızlığın sınırlarında kayıtsızlığın gizemli kurallarına göre oynamaktır.
Sanat hiçbir surette dünyanın olumlu veya olumsuz koşullarının mekanik yansısı değildir; dünyanın doruğa varmış yanılsaması, hiperbolik aynasıdır. Kendini kayıtsızlığa adamış bir dünyada, sanat olsa olsa bu kayıtsızlığa kayıtsızlık ekler; nesne olmayan nesnenin, imgenin boşluğu etrafında döner. Sinemada, Wenders, Jarmusch, Antonioni, Altman, Godard, Warhol gibi "auteur" yönetmenler, imge aracılığıyla dünyanın anlamsızlığına, gerçek veya hipergerçek yanılsamasına katkıda bulunurlar. Ama Scorcese'nin, Greenaway'in vs. son filmleri, ileri teknoloji ve barok düzenekleriyle, çıldırmış ve eklektik hareketlilikleriyle imgenin boşluğunu doldurur, böylece hayal gücümüzün yanılsama kaybına katkıda bulunurlar. Tıpkı, smülakrı tözselleştirerek, resmin kendisini bir simülakr olarak, kendi kendinin karşısına dikilen bir makine olarak tözselleştiren şu New York simülasyonistleri gibi.
Pek çok örnekte ("kötü resim", "yeni resim", enstalasyonlar ve performanslar), resim kendi kendini inkar ediyor, kendi kendinin parodisini yapıyor, kendini kusuyor. Plastikleşmiş, camlaşmış, donmuş sıkı. Atık idaresi, ölümsüzleştirilmiş atık. Artık bakışın imkanı bile yok - resim artık kendisine bakılmasına yol açmıyor, çünkü kelimenin akla gelen her anlamında, artık sizi ilgilendirmiyor, size bakmıyor. Sizi ilgilendirmiyorsa, size bakmıyorsa, demek ki sizi tamamen kayıtsız halde bırakıyor. Nitekim bu resim, gerçekten de, resim olarak, sanat olarak, gerçeklikten daha güçlü bir yanılsama olarak kendine karşı tamamen kayıtsızlaşmıştır. Artık kendi yanılsamasına inanmamakta, kendi kendinin simülasyonuna ve alaya batmaktadır.
Sanat Komplosu, Jean Baudrillard, syf: 31,32,33, İletişim yayınları (Çev: Elçin Gen - Işık Ergüden).
Yorumlar
Yorum Gönder