Ana içeriğe atla

Çocukluğun Mutlu Coşkusu Ölümün Egemen Özgürlüğündendir

Kafka (1991)
Çin Seddi* başlığıyla yayımlanan derlemede yer alan Çocukluklar** adlı anlatı Kafka'nın mutlu coşkusunun paradoksal görünümünü yansıtır. Bütün eserlerinde olduğu gibi burada da hiçbir şey kurulu düzene ve tanımlanabilen ilişkilere dayanmaz. Tıpkı sisin rüzgarda savrulup parçalara ayrılması gibi, bazen yavaş bazen hızlı bir parçalanış söz konusudur: Bu denli edilgen bir egemenlik kuran sınırsızlığa anlam kazandıracak, açıkça belirlenmiş anlaşılır bir amaçtan eser yoktur. Sanki çocuk Kafka'nın bütün yapmak istediği, oyun arkadaşlarına katılmaktır.

"Başımızı eğip gecenin karanlığına dalıyorduk. Gece ya da gündüz; saati yoktu! Bazen yeleklerimizin düğmeleri, ağızdaki dişler gibi birbirine çarpıyordu; bazen de, aramızda belli bir mesafe bırakarak koşuyorduk; tropikal hayvanlar gibi ağzımızdan alevler fışkırıyordu sanki. Eski zamanların süvarileri gibi eğilip eşeleniyor, birbirimizle çarpışarak kısacık sokağı çarçabuk iniyor, hızımızı alamayıp karşı yokuşun neredeyse tamamını tırmanıyorduk. Bazıları birer birer hendeğe atlıyor, tam bayırın karanlığında kaybolmuşken tarlaların kıyısındaki yolda beliriveriyor, sanki bizi tanımıyorlarmış gibi şöyle bir tepeden tırnağa süzüyorlardı..."

Bu karşıtlık (güneş, kesif sisin karşıtı, yani onun perdelenmiş bir hakikati değil midir?), belki de, görünürde hüzünlü olan bu eseri aydınlatma gibi bir erdemi barındırır. Çocukluğundaki, neşeyi çağrıştıran  bu egemen coşku daha sonraları ölüme yem olan bir harekete dönüşür. Tek başına ölüm öylesine engin, "hedef-uğruna-eylem"den öylesine uzaktır ki, Kafka'nın ateşli mizacını hem gizler ve hem de kışkırtır. Başka bir deyişle, bu mizaç ölümü kabul etmesiyle: Ölümün sınırı hedefe bağımlılıkla: Egemen tavır da bu sınırla birlikte sunulur ona; hiçbir hedefi olmayan, hiçbir isteği olmayan, şimşek hızıyla onu mükemmelliğe ulaştırıp kesin yok oluşa götüren egemen tavırdır bu: Parmaklığın üstünden atlarken haylaz bir çocuktan farksızdır. Egemen tavır hem suçludur hem de mutsuz: O, ölümden kaçarken, en çok da mücadeleyi reddedip ölürken işe yaramaz bir özgürlük tutkusuyla bir kez daha sarhoş olan çocukluğunun çılgınca davranışlarını göstermektedir. İndirgenemeyen varlık, ölümün ona bahşettiği nimetleri reddetmiştir; ölümse, ancak zarara uğramadan eylemin tam otoritesine itaat etmeyi kabul eder.

* "Çin Seddi", Bir Savaşın Tasviri, çev. Kamuran Şipal, Cem Yayınevi, 2000. (ç.n)
** "Şosede Çocuklar", Hikayeler, çev. Kamuran Şipal, Cem Yayınevi, 2000. (ç.n)

Georges Bataille, Edebiyat ve Kötülük, Ayrıntı yay. içinde, sf: 133-134(Çev. Ayşegül Sönmezay)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Hüzün geriye kalandır. Biraz blues dinleyin benim için…

Sık sık ölümün bilgisine asla sahip olamayacağımızı, çünkü asla tecrübe edemeyeceğimizi hatırlatırdı Ulus. O nedenle ancak bir başkası aracılığıyla tecrübe edebiliriz ölümü, başkasının ölümüyle bilmeye çalışabiliriz. Herkes bir şeyler yitirdi Ulus'un aramızdan ayrılmasıyla. Kimi anlaşılmaz ama değerli bulduğu bir yazarı hatırladı, kimi bir özgürlük hayaletini, kimi bir güzel meleği, kimi kendini özür borçlu hissettiği bir dostunu. Bir başkasının ölümü, yitirilenin bilgisi, yitimin hatırlattıkları... Biz ise onu kaybettiğimiz gerçeğinin ağırlığı yavaş yavaş üzerimize çökerken, bırakın anlamayı, tecrübe ettiğimiz yitimi tarif etmeye çabalamaktan bile aciz hissediyoruz. Ulus bir başkası degildi bizim için, bedenimizin bir parçasıydı. Kendimizi eksilmiş, azalmış, kırılmış hissediyoruz. Yokluğu bizi suskunlaştırıyor... Suskunluğu kabullenebiliriz, sessiz kalmayı biliriz, derdimiz bu değil. Şu an sözümüz yok ama, nasıl olsa kendi geçmişimize her baktığımızda onu da göreceğiz....

Köksap Nedir? - Felicity J. Colman

Köksap, nesnelerin, mekânların ve insanların en farklı ve en özdeş olanları arasında meydana gelen bağıntıları tanımlar; insanları birbirine bağlayan tuhaf olay zincirleri gibi: “ayrılığın altı adımı” [1]  hissi, “daha önce de buradaydım sanki” duygusu ve bedenler düzenlemeleri. Deleuze ve Guattari’nin “köksap” [ rhizome ] kavramı, “rhizo”nun biçimleri kombine etmek anlamına gediği ve biyoloji terimi olan "rhizome"un, kendini yatay yumru-biçimli kökü boyunca yayabilen ve yeni bitkiler geliştirebilen bir bitki formunu betimlediği etimolojik anlamından çekip çıkartılır. Bu terimin Deleuze ve Guattari’deki kullanımında köksap, şebeke biçimli, ilişkisel ve çapraz bir düşünme sürecini ve bu haritanın sabit bir varlık olarak inşasını "takip etmeyen" bir var olma biçimini haritalayan bir kavramdır (D&G 1987: 12). Kökenleri ile tek tek temellerinin izini süren bedenler ile fikirlerin düzen verilmiş soyları "ağaç biçimli düşüncenin" formları görülür ve epistem...

"Yeryüzünün Lanetlileri"ne Önsöz - Jean Paul Sartre

Frantz Fanon Çok uzun olmayan bir zaman önce yeryüzünde iki milyar insan vardı, bunların beş yüz milyonu insandı, bir milyar beş yüz bini de yerliydi. Sözü birinciler söylüyor, ötekiler de öğrenince taklit ediyorlardı. Bu iki kesim arasında küçük devletlerin kralları feodaller, baştan aşağı uyduruk bir burjuvazi aracılık işlevi görüyordu. Sömürgelerdeki gerçek çıplaktı: “Metropol”ler onun giysili olmasını istiyorlardı, yerlinin onları sevmiş olması gerekiyordu. Onlar bir tür anneleriymişçesine Avrupalı elit bir yerli elit oluşturmaya girişti, ergenlik çağındaki gençler seçiliyordu, bunların alınlarına kızgın demir ile Batı kültürünün ilkelerinin damgası basılıyordu, ağızlarına ses çıkartmayı engellemeyen tıkaçlar, dişlere yapışan ve dili hamur çiğnemiş gibi yapışkan kılan büyük sözcükler tıkılıyordu. Bu, sona erdi. Ağızlar kendi başlarına açıldılar, sarı ve siyah sesler yine insancıllıktan söz ediyorlardı fakat artık konu bizim insancıl olmayışımızdı. Biz bu sevimli sert ele...